İsabetli meslek tercihi nasıl yapılır? / Aslı BUGAY

  • Post author:
  • Post last modified:January 18, 2024

Hayatta bizi uzun süreli ve derinden etkileyen iki önemli seçim var. Bunlardan biri eş, diğeri ise meslek seçimi. 25’inde meslek hayatına başlayan bir genç, 65 yaşında emekli olacağı düşünüldüğünde 40 yıl mesleğini icra edecek. Yani 40 yılx12 ayx20 günx8 saat = 76.800 saat o meslekte zaman geçirecek. Bu rakamların büyüklüğü, bu tercihin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Şimdi öğrencilere sormak istiyorum: Sevmediğiniz bir arkadaşınızı her gün sekiz saat görmeye ne kadar süre tahammül edebilirsiniz? Hoşlanmadığınız bir kişi ile romantik ilişkiyi ne kadar zaman sürdürebilirsiniz? Buna benzer olarak sevmeden yaptığınız bir meslekten bol kazanç ve prestij elde etseniz bile doyum almakta zorlanırsınız. Bu doyumsuzluk sizi benlik saygınızdan yaşam doyumunuza, arkadaşlık ilişkilerinizden evliliğinize kadar birçok yönden olumsuz etkileyecektir. İşte bu nedenle meslek tercihi geleceğimizdeki mutluluğumuzun mimarıdır. Peki bu süreçte neler dikkat etmeliyiz?
Tercih anında ben kimim?
Tercih anında kullandığımız karar verme yaklaşımımız doğru tercih yapmamızı etkileyen önemli bir faktör. Karar verme sürecinde sergilenen davranışlardan yola çıkarak sekiz farklı birey tipi ortaya konuyor:

1- Planlı: Bu birey, karar vermeye sistematik ve adım adım yaklaşan tarza sahip. Bu tür karar verme tarzına sahip bireyler sunulan bilgileri genellikle etkin kullanma yetisine sahiptir. Ancak, bazen de planı aşırı belirlemiş olmaları plana saplanıp kalmalarına ve diğer olası fırsatları kaçırmalarına neden olabilir. Öğrenci sürekli önceki planına bağlı kalması gerektiğini düşündüğü için yaratıcı ve doğal olmaktan uzaklaşabilir. Ayrıca, bu tür bireyler aşırı planlı adımlar nedeniyle zorunlu değişiklikler karşısında da zorlanabilirler.
2- Sıkıntılı: Bu tarza sahip olanlar sistematik bir yaklaşımla adım adım karar vermeye çalışır, ancak kararlarına yönelik seçeneklerin belirlenmesinde, seçeneklere ilişkin bilgi toplamada ve aralarından birini seçmede zorluk çektikleri için kolayca bir karara ulaşamazlar. Bu şekilde karar verenler için eldeki veri ne kadar çok ise karar vermedeki zorluk da o kadar artar. Bu tür öğrenciler tercih döneminde birçok üniversiteyi gezip, bir çok akademisyenle defalarca konuşur ve her türlü sosyal medyadan bilgi toplamaya çalışır. Bilgi topladıkça rahatlayacaklarını düşünmekle birlikte, genellikle doğru karar verme kaygıları yükselir. Çünkü bu tür bireyler sadece genel bilgilere göre karar vermeye çalışırken kendilerinin ne sevdiğini neye ilgilerinin olduğunu gözardı ederler.
3- Tepkisel: Bu karar verme tarzına sahip olan birey sistematik bir süreç takip etmede zorlanır veya adım adım ilerlemenin önemini göz ardı eder. Seçimleri genellikle hızlıdır ve başka seçenekler aramakla veya başka seçenekler için veri toplamakla zaman kaybetmez; farklı seçenekler için bilgi toplama ihtiyacı hissetmez ve seçimi için gerekli olabilecek ek bilgilere değer vermez. Bu tür karar verme tarzına sahip öğrenciler tercih edecekleri üniversiteyi ve bölümü görmeye gerek duymazlar, tercihlerini hızlı alınan kararlarla verirler ve seçtikleri meslekle ilgili olumsuz bilgilere de kulaklarını tıkama eğilimindedirler.
4- Sezgisel: Birey seçenekler içinden en iyisini (daha iyi sonuç vereni) planlayarak ya da adım adım bazı aşamaları takip ederek değil, yalnızca tecrübeden ve görmüş geçirmişlikten faydalanarak sezgisel olarak tespit eder. Bu şekilde karar verenler az bilgi ile yetinirler; bireysel hedeflerini hızlıca belirlerler ve daha fazla bilgi yerine deneyimlerini ve sezgilerini kullanırlar. Bireyin geçmiş deneyimlerini ve iç sesini göz önünde bulundurması sağlıklı, ancak karar almada tek ölçü bunlar olmamalı.
5- Uysal: Bu bireyler müdahaleye izin veren kişilikleri veya sosyal-kültürel nedenlerle kendileri adına başkalarının karar vermesine izin verirler. Başkalarının topladığı verilere güvenirler. Bu öğrencilerin tercih döneminde öğretmenlerinin ya da arkadaşlarının etkisinde kalma olasılıkları çok yüksektir. Kendileri üniversiteler ya da meslekler hakkında bilgi toplamak yerine başkalarının sözüne güvenerek hareket ederler, bu da yanılma olasılıklarını artırır.
6- Erteleyici: Bu bireyler bir karar verilmesi gerektiğini kabul ederler, ancak korku, veri yokluğu veya güdülenme eksikliği nedeniyle karar vermeyi sürekli ertelerler. Bu tarzla karar verenler veri toplamaya veya kullanmaya hazır değildir. Erteleyiciler genellikle tercihi son güne bırakacaklardır. Bunu önlemenin en sağlıklı yolu aile ve öğretmenlerin öğrenciyi bilgi kaynaklarına ulaşmaya özendirmesi, motive etmesi ve eğer gerekirse ona bu süreçte eşlik etmesidir.
7- Kaderci: Bu bireyler yaşamdaki olaylar üzerinde kontrolleri olmadığını ve dış güçlerin etkisi altında olduklarını düşünürler. Bu stile sahip karar vericiler bilgi edinmeye veya bilgileri kullanmaya hazır değildir. Kadercileri, hayatlarının kontrollerinin ellerinde olmadığı fikri kısa süreli rahatlatacaktır ama uzun dönemde kadercilik onları umutsuzluğa ve isteksizliğe de sürükleyebilir. Çünkü kendi tercihlerimizi daha çok benimseriz ve bu bize mutluluk verir.
8- Adeta felç olan: Bu bireyler bir karar verilmesi gerektiğini kabul ederler, ancak sürecin veya sonuçlarının çok korkutucu olduğunu düşündükleri için karar verme yönünde adım atamazlar. Hemen yukarıda özetlenen diğer iki tarza sahip karar vericiler gibi bunlar da veri toplamak veya kullanmaya hazır değildirler. Gerçekten de çok veriye (bilgiye) sahip olmaları onları gerektiğinden daha çok çekingen yapar.
Öğrencilerin kendi karar verme tarzını fark etmesi tercih döneminde çok fayda sağlar. Bu noktada “sıkıntılı”, “tepkisel” ve “adete felç olan” olarak adlandırılan karar verme stiline sahip öğrencilere psikolojik danışma yardımı alarak planlı karar verme stilinin öğretilmesi daha sağlıklı tercihte bulunmalarına yardımcı olur.
Tercih hatalarının nedenleri
Kendini tanımamak: Sağlıklı tercih yapma içgörü ile başlar. İçgörü, bireyin kendisini yorumlaması yoluyla derinden anlaması olarak tanımlanıyor. Öğrencilerin kendi değerlerini, beklentilerini ve kişisel özelliklerini keşfetmeye çalışmaları faydalı olur. Ailelerin çocuklarında gördükleri olumlu ve olumsuz yanları tıpkı bir ayna gibi yargılamadan, büyütüp küçültmeden göstermeleri yani çocuklarının kişisel özellikleri hakkında olabildiğince yansız geri bildirim vermeleri yarardımcı olur. İçgörüsü yüksek öğrenciler kendilerine uygun tercih yapma konusunda daha başarılı olacaktır.
Mesleği tanımamak: Öğrenciler tercih etmeyi planladıkları meslek hakkında ya çok az ya da yanlış bilgiye sahipler. Özellikle sosyal medyadaki her bilginin doğru olmadığı dikkate alınmalı, doğru kaynaklardan bilgi edinilmeli. Ayrıca meslek sahibi kişilerle yapılan görüşmelerde her meslek sahibinin o mesleğin iyi bir temsilcisi olamayacağı unutulmamalıdır. Her meslekte iyi örnekler de kötü örnekler de mevcuttur.
Üniversiteyi araştırmamak: Fırsat varsa üniversite yerleşkesini bizzat gezmek, orada kısa da olsa doğrudan gözlem yapmak çok faydalı olacaktır. Bazı öğrenciler daha çok sosyal ve spor etkinliğine fırsat veren büyük kampüs hayatını tercih ederken bazıları ise öğrenci-öğrenci ve öğrenci-akademisyen ilişkisinin daha sıcak olduğu “butik” tipi küçük kampüsleri tercih edebilir. Hangi tür kampüs hayatının size uygun olacağını değerlendirmeniz keyifli ve başarılı bir üniversite yaşamı geçirebilmeniz için önemli olacaktır.
Şehir özelliklerini bilmemek: Tıpkı kampüs özellikleri gibi tercih ettiğiniz üniversitenin bulunduğu şehrin özellikleri de sizin akademik başarınızda önemli rol oynuyor. En az 4 yıl geçireceğiniz şehrin sosyo-kültürel özelliklerinin size ne kadar uygun olduğu, uygun olmayan yönlerini seçtiğiniz bölümde okumak için ne kadar tolere edebileceğinizi iyi düşünmeniz gerekir. Çünkü yaşadığınız şehir ile okumak için geldiğiniz şehir arasındaki sosyo-kültürel fark eğitim sürecinin niteliğini etkileyecektir.
Hazır Gelecek Tercihi: Bu özellikle bizim gibi kollektif kültürde çok yaygın olan bir meslek tercih etme hatası olarak karşımıza çıkmaktadır. Genellikle aileler çocuklarını kendi uzantısı olarak görmekte ve çocuktan da ailenin özelliklerini mesleki olarak da sürdürmesi beklenmektedir. Buna örnek olarak aile müteahhit ise kendi çocukları ile ilgili “Çocuğumuzun işi hazır, bu nedenle inşaat mühendisliği istiyoruz” diyebiliyorlar. Ya da anne veya baba eczacı ise, “Çocuğumuz eczanenin başına geçer” diyerek çocuklarından eczacılık bölümünü tercih etmesini isteyebiliyorlar.
Sevgiliye kapılmak: Aşk ve sevgi temel duygularımız arasında yer alır, onları yok sayamayız. Aşk dediğimiz duygu, ergenlikte ve takip eden “beliren yetişkinlik döneminde” daha çok önem kazanmakta. İşte bu nedenle, gençler meslek tercihini yaparken o anda yaşadıkları romantik ilişkiyi sürdürebilmek amacıyla aynı üniversiteyi ya da aynı şehri tercih edebiliyor. Yani öğrenci meslek ve üniversite tercihi yerine romantik ilişki tercihi yapabiliyor. Kısacası öğrenci puanı o üniversitenin ancak hiç istemediği bir bölümünü tutabiliyorsa dahi sırf arkadaşı ile aynı üniversitede okumak için o üniversiteyi tercih edebiliyor. Daha sonra aynı üniversiteye başlayınca eğer romantik ilişkileri umdukları gibi devam etmezse yanlış bir üniversite ve meslek tercihi yaptıklarını düşünüp büyük hayal kırıklığı ve pişmanlık yaşayabiliyorlar. Bu süreçte ailelerin bu tehlikenin farkında olması ve çocuklarını yargılamadan dinleyerek bu olası durum hakkında yol gösterici olmaları önemli.
Popülarite etkisinde kalmak: Bazı meslek ya da üniversiteler belli dönemlerde daha popüler olabiliyor. Böyle bir popülarite rüzgarına kapılmak uzun dönemde işsizlik ya da mesleki doyumsuzluğun en temel nedenlerinden biri. Tıpkı bunun gibi bazen de popüler üniversiteler nedeniyle gençler istemedikleri bölümlere yerleşebiliyor. Örneğin hep inşaat mühendisi olmayı hedefleyen bir öğrenci ODTÜ inşaat mühendisliğini kazanamayacağını anlayınca ODTÜ fizik ya da matematik bölümünü tercih edebiliyor. Daha sonra uzun yıllar “Mühendis olacaktım puan yetmedi matematik okudum, iş bulamayınca da matematik öğretmeni oldum” gibi hayal kırıklığı dolu cümleler kurabiliyorlar.
Geleceğin mesleği yanılgısı: Özellikle mühendisliğin bazı özel alanları geleceğin mesleği olarak tanıtılıyor. Sanayide gelişmiş olan ve teknoloji üretiminin yapıldığı ülkelerde ve sektörlerde geleceğin meslekleri geçerli olmaktadır. Teknolojiyi üretmeyen ama kullanan ülkelerde geleceğin mesleği olarak görülen alanlardan mezun olanlar, ürünlerin bakım ve onarımında görev almakta yani bu bölüm mezunları aslında teknisyen olarak istihdam edilmektedir. Bu nedenle, bu mesleklere yönelecek olanlar ilerde daha çok yurtdışında ya da Türkiye’deki uluslararası firmalarda çalışmayı hedeflediklerinin bilincinde olmalılar. Bu noktada, bu firmalarda çalışma için çok ileri düzey yabancı dil bilmeleri gerektiğini unutmamalılar.
Kolayı seçmek: Öğrencilerin bazıları zor olduğunu düşündükleri bölümlerden başarısızlık endişesi ya da çalışma isteksizliği nedeniyle vazgeçiyorlar. Daha kolay olduğunu varsaydıkları bölümleri ya da üniversiteleri tercih edebiliyorlar. Örneğin yabancı dilde eğitim veren ODTÜ’yü bir çok öğrenci tercih etmek istiyor ancak İngilizce öğrenmedeki daha önceki başarısızlık duygusu nedeniyle bu tercihten hiç denemeden vazgeçebiliyorlar. Ya da tıp eğitimi uzun sürüyor diye tıbbı tercih etmekten vazgeçebiliyor.
Aile baskısı: Aileler doktorluk, mühendislik ve avukatlık gibi idealize edilmiş bazı meslekler için çocuklarına yoğun baskıda bulunabiliyor. Ayrıca bazı aileler çocuklarını başka şehre gönderme konusunda zorluk çekiyorlar. Özellikle bizim ülkemizde kız çocuğunu başka şehirde okutma büyük endişe yaratabiliyor.
Toplumsal beklentiler: Bazı çevrelerde geleneksel cinsiyet rolleri öğrencilerin meslek tercihlerine yanlış yön verebiliyor. Örneğin “Kız öğrencilere mühendislik yerine öğretmenlik daha uygun, hem çalışıp hem anne olabilirler” ya da “Erkek, kadından daha çok para kazanmalı, o yüzden kazanç getirecek doktorluk okuman ilerde senin faydana olur” gibi söylemler gençler üzerinde baskı oluşturuyor. Günümüzde her meslek herkes için uygun olabilir. Ayrıca evlilik ve anne-babalık ortak işbirliği ile daha sürdürebilir ve keyif verici olacaktır. Bu nedenlerle, bu tür geleneksel cinsiyet rollerine uygun öneriler işlevselliğini yitiriyor.
Özetle, karar verme tarzınızın farkında olarak sağlıklı karar verme yaklaşımlarını kullanmanız ve belirttiğim hatalara düşmemeniz sizin isabetli bir tercihte bulunma olasılığınızı arttıracaktır.
Doç. Dr. Aslı BUGAY – ODTU Kuzey Kıbrıs Kampusu Rehberlik ve Psikolojik Danışma Bölüm Başkanı
kaynak: www.hurriyet.com.tr